Gezi & Kamp, Tüm Yazılar

Karadağ Rehberi

1. Birlikte ilk yurtdışı seyahatimiz için neden Karadağ’ı tercih ettik?

Evleneli 1 yıl oldu. Birlikte çok gezdik, kamplar yaptık, yeni yerler keşfettik ama yurtdışına çıkmak henüz mümkün olmamıştı. “Hadi artık bu yaz yapalım” dedik. ‘Nereye gidelim?’ diye düşünürken, aklımıza Karadağ geldi. Bi zaman, bi dergide uzun uzun okuyup çok beğenmiştik. Tereddütsüz “tamam” deyip planı yaptık. Peki neden mi Karadağ’ı seçtik?

  1. Karadağ, Türk vatandaşlarından 90 güne kadar vize istemiyor. Bin tane belge hazırla, başvuruda bulun, bekle, kısa süreli bi vize çıksın veya hiç çıkmasın gibi sıkıntılara girip, bir de üstüne para ödemek istemedik.
  2. Uçak bileti fiyatları fena değil. Bu sezonda 2 kişi Bodrum’a uçakla gidip gelsek, benzer bir para öderdik.
  3. Ülke genel olarak ucuz. Özellikle konaklama ve yemek fiyatları oldukça uygun.
  4. Hem şehir tatili, hem deniz tatili ve hatta outdoor aktiviteler yapabileceğimiz bir ülke.
  5. Milli parkları, gölleri, nehir ve kanyonlarıyla ünlü yemyeşil bir memleket. Özellikle bu son madde bizi bizden aldı ve Karadağ’a biletimizi aynı gün aldık.

2. Karadağ’a Nasıl Gidilir?

İstanbul’dan Karadağ’a direkt uçuşlar var. Fiyat ve gün olarak bize en uygun olan uçuş Air Serbia’nın Belgrad aktarmalı Podrorica uçağıydı. Dönüşü de yine aynı şekilde yaptık. Rötarsız, sorunsuz, vaktinde gittik geldik. Belgrad havaalanı olduk büyük ve sakin. Ayrıca ücretsiz wifi ve rahat koltukları var. Böylece 3 saatlik bekleme süresini çok hissetmeden geçirdik. Belgrad’tan Podgorica’ya uçtuğumuz uçak epey küçük pırpır bişeydi. Valla sallana sallana Podgorica’ya vardık. 

Podgorica (Podgoritsa diye okunuyor) Karadağ’ın başkenti. Gezecek görecek pek bişey (hatta bizce hiç birşey yok) İlk gün geç saatte uçaktan indiğimiz için 1 gece burada kalıp, sabah Budva şehri’ne geçtik.

Budva, Perast, Kotor gibi gezilebilecek güzel şehirler için Podrogica değil belki Tivat havalanı daha iyi bir seçim olabilir. Bu yüzden önce gezmeyi planladığınız şehirlere karar verip bileti ona göre almayı düşünebilirsiniz. İlk defa gittiğin bir ülke için elbette her saati belli bir plan olmasa da, bir kaç şehir değiştireceksen aşağı yukarı gitmek istediğin güzergahı çıkartmak iyi olabilir.

Açıkcası biz Karadağ’a gittiğimizde şuraları, şöyle bir rotada gezeriz diye bir plan yapmadan biletimizi aldık. Plansız gidelim, kafamıza estiği gibi takılırız demenin zevkinin yanında bedelleri de oluyor tabi. Biz baya elimizi kolumuzu sallaya sallaya, dersimize pek çalışmadan gittik. Ha kötü mü oldu? Elbette hayır. Ama oradayken düşünüp çözmemiz gereken sıkıntılı durumlar oldu bu sebeple.

3. Karadağ Rotamız (7 günlük)

Gittiğimiz lokasyonlar sırasıyla şöyleydi;

  1. Podrogica – Budva (Otobüs)
  2. Budva – Kotor (Otobüs)
  3. Budva – Virpazar / Skader Lake (2 Otobüs)
  4. Budva – Podgorica (Otobüs + Tren)
  5. Podgorica – Zabjak/Durmitor Milli Parkı (Araba)
  6. Zabjak – Tara Kanyonu (Araba)
  7. Tara – Orstrog (Araba)
  8. Ostrog – Podgorica Dönüş (Araba)


4. Apart ve Hotel farkına dikkat! Biz nerelerde kaldık?

Karadağ’da ev, daire, villa ve oda kiralama çok yaygın. Hatta booking.com’da otelden daha çok bu seçenekler çıkıyor. Ve fiyatları otellerden çok daha uygun. Biz tatil boyunca çoğunlukla daire kiraladık ve özellikle Budva’daki daireden çok memnun kaldık. (Villa Gaga)

Yalnız ilk akşam için rezervasyon yaptırdığımız oteli bulamadık! Adres ve telefonunu yola çıkmadan önce kaydetmiştik ve uçaktan inince taksiyle otelin sokağına kadar gittik fakat Booking’te yazan adreste öyle bir otel bulamadık. Defalarca aynı cadde boyunca elimizde bavullarımızla yorgun argın yürüdük. Bir kaç kez telefonla da aramayı denedik, sokakta insanlara sorduk ancak ulaşamadık. (İsmi: Room Centar) Onlardan da bizim seyahatin son gününe kadar arayan olmadı. Böylece kalamadığımız otelin parasını ödemiş olduk! Daha doğrusu ödedik sandık. Dönünce Ahmet Booking.com’a durumu anlatan bir e-posta attı. Aynı gün Booking.com’dan telefon aldık. Otelin ödeme almadığını öğrendik. Arayan kişi çok güzel ilgilendi. Booking’ten böyle bi hizmet beklemiyorduk açıkçası.

Neyse… Kaldık mı biz Podgorica sokaklarında. Sözde şehir merkezindeyiz. Ay bir görsen Laleli gibi çirkin bir yer! Karnımız aç! İnternetimiz yok! Otelimiz yok! Wifi olan bi pizzacı bulduk da, hem aç karnımızı doyurduk hem de yeni bir otel bulduk.

Konaklamayla ilgili ders 1: Rezervasyon yaptırdığınız yer otel değil de daire, apart, ev gibi bir yer ise vakitlice gitmek, hatta gitmeden önce e-mail ile yazışmak veya telefonlaşıp saat kaçta varacağınızı haber vermek gerekiyor. Zira otel gibi olmadığı için 24 saat bekleyen bi resepsiyon yok. Dolayısıyla birinin size kalacağınız evi/daireyi göstermesi ve anahtar vermesi gerekiyor.

Ders 2: Bilmediğin bir ülkeye gidiyorsan ulaşımını mümkünse gündüz erken saatlerde oraya varacak şekilde ayarla. Olası bir problemi gece çözmek daha da zorlaşıyor.

Ders 3: Telefon hattı ve internet sorunsalı! Sözde seyahatten önce telefon hatlarımızı yurtdışına açtırmıştık. Yurtdışındayken dışarıdan telefon alabildik ancak biz kendi hatlarımızla arama yapamadık. Hattın kullanıma açık olması, yurtdışı dolaşıma izni gibi ayarlamaları iyice yapıp,müşteri hizmetlerinden bilgi almak iyi olabilir. Veya en güzeli gittiğin ülkede bir kaç günden fazla süre kalacaksan oranın yerel kontorlü hatlarından bir tane edinmek. İlk gece otel bulacağız diye mobil veriyi açarak internet kullanmak zorunda kaldık ve dehşet bi rakam ödedik. Halbuki sonradan gördük ki; 18 Euroya konuşma ve internet paketi içeren kontörlü yerel hatlar mevcut ve büfelerde satılıyor. Hatta telefonuna ilk taktığında yapacağın ufak bir ayarlama ile whatsappını da yeni numara üzerinden kullanabilirsin.

Ders 4: Podgorica, tatilin son günü tanıştığımız Podgoricalı bir kızın da dediği gibi çirkin bi şehir ve görülecek pek bir şey yok. Mümkünse burada vakit harcamayın. Gündüz gözüyle inip Budva veya gezmek istediğiniz diğer şehirlere yol alın.

5. Neden aynı mesafeye bir taksi 20 Euro isterken, diğeri “5 Euro yeter” diyor?

Çünkü farklı taksi firmaları var ve fiyatlandırmaları birbirinden epey farklı. İlk gün havalimanından merkeze gitmek için taksi bakarken bi farklılık olduğunu sezdik ama tam anlayamadan kendimizi bi takside buluverdik ve oldukça kısa bir mesafe için maalesef 20 Euro ödedik.

Makul fiyatlı olan taksiler ise SARI renkli ve üzerinde büyük rakamlar olan taksiler. Fotoğrafını da paylaşıyorum. Son gün aynı mesafe için sarı taksi tercih ettik ve 5 Euro ödedik. Diğer firmaların araçları çocuğunlukla beyaz ve lüks oluyor ve bu şekilde büyük numaralar bulunmuyor.

6. Best points’leri ile Karadağ Seyahatimiz

Bu kadar teknik bilgiden sonra size biraz da Karadağ’da gezdiğimiz şehirleri yazacağım. Tüm yazıyı özetleyecek olursam şöyle bir liste çıkıyor:

  • Budva ve Kotor’un Old Town’ları yarışırsa
  • Gün doğumunda adriyatik dalgalarını izleyelim mi?
  • Ünlü Sveti Stefan adasına giriş var mı?
  • Neden yurt dışında kendi yemeğimizi yapmayalım?! Dolunay manzarasında 4 peynirli Ravioli.
  • Liman kenti Kotor’da gün batımına doğru bisiklet turu
  • Kotor’da 350 metreye nasıl tırmandık?
  • Virpazar ve nilüfer çiçekleriyle kaplı Skadar Gölü gezintisi
  • İster bot veya kano ile gölde gez, ister kenarından bisikletle dolaş
  • Virpazar’da göl dibinde lezzet dolu Konoba Badanj Restaurantı
  • Durmitor Milli Parkında Karadeniz’de gibi hissetmek!
  • 1.500 metre yükseklikteki Tara Kanyonunda bi zipline alır mıydınız?!
  • Tara nehrinin büyüleyici turkuaz yeşili rengi, akışındaki kararlılık ve zarafet
  • Gizli cennet Archangel Michael Manastırı, Peder ve Keçisi
  • Zabljak’ta kaldığımız 2 gün boyunca neden tüm öğünler için Or’a Cafedeydik?
  • Sabahın 05.30’unda Tara nehri kıyısında meditasyon ve bilumum şımarmalı haller
  • Buzzzz gibi sular ve rafting! Ah keşke uzun parkuru seçseydik!
  • Durmitor’dan ayrılmadan önce, huzur ve sakinlik dolu Black Lake!
  • Değer miydi 900 metre yükseklikte dağın içine gömülmüş Ostrog Manastırı’nı görmek için arabayla o zorlu ve uçurumlu yolu güç bela çıkmaya?

7. İlk Durak: Budva’ya nasıl gittik ve nerede kaldık?

“Karadağ’da gezilecek yerler” yazınca internette ilk çıkan şehirler arasında Budva var. Biz de gittik ve sevdik. Adriyatik’in en güzel sahillerine sahip bir şehir.

Podgorica’dan araç kiralayarak gidebilirsiniz ancak Budva merkezde biraz park sorunu var. Onun yerine Podgorica’dan sık kalkan Budva otobüsüyle Budva merkeze kadar gelebilirsiniz. Yakın yerlere gezinti için gerekirse Budva’dan günübirlik araç kiralanabilir. Otobüsle etrafı izleye izleye 1,5 saatte ve sadece 6 Euro ödeyerek geldik. (Şu sıralar Budva’nın tek girişi olan yolda yapım var, bu sebeple gündüz biraz trafik oluyor ama İstabul trafiğinin yanında çerez kalır.)

Budva’da merkezde kalacak epey yer var. Eski şehire, Old Town yerine Stari Grad diyorlar. Böyle dar sokaklardaki minik otelde kalmayı seviyorsanız uygun fiyatlı güzel yerler mevcut.

Bir sahil boyunca dolmuşla 10 dakika mesafede Rafailovici diye bir yeri tercih ettik. Ege’de yazlık yerler gibi bir mahalle. Booking.com’dan bulduğumuz Villa Gaga’dan içinde mutfağı da olan bi daire kiraladık. Geceliğine iki kişi için sadece 22 Euro ödedik. Hem Budva merkeze hem de Sveti Stefan adasına 15 dakikada bir dolmuşların geçtiği ana yola yürüme mesafesinde. Kendi restaurantı da var. Ve hem villada hem restaurantta sadece kadınlar çalışıyor. Temizliğinden ve ilgi alakalarından son derece memnun kaldık. Hatta sonraki günlerde yaptığımız Kotor ve Virpazar gezileri için de araç kiralamaktan vazgeçip, yine aynı otelde kalıp otobüs ile günübirlik git gel yaptık. Bizim için şöyle avantajlı oldu:

  • Her gittiğimiz yeni yer için konaklama bulmak, eşyaları toplayıp yeni yere taşımak ve otele giriş yapmak epey vakit kaybı ve sıcakta bıktırıcı
  • Kaldığımız otelden zaten çok memnunuz ve fiyatı da çok uygun
  • Budva gezmek istediğimiz bir çok yerin yakınında
  • Ayrıca araç kiralama parasından da kurtulmuş olduk

Bir de İstanbul’da araba kullanmaktan illallah gelmiş, artık seyahatteyken özgür olmak istiyor insan.

8. Budva’da yapılacak 7 şey:

1. Adriyatik Denizi’nde yüzün. Bir çok plajı var. Şehrin içindeki plajlardan bile denize girebilirsiniz. Deniz gayet temiz. İsterseniz tesis olan yerlere gidebilirsiniz. İsterseniz halk plajı kafasında havlunuzu istediğiniz iskele veya taşa bırakıp takılabilirsiniz.

2. Eski Şehir: Binalar ve yerler taş zemin olduğu için içerisi oldukça serin ve sempatik. Avrupa’nın bi çok şehrindeki gibi dar sokaklı ve binaların giriş katları cafe ve sanat galeriyle dolu. Gündüz ayrı güzel gece ayrı. Gündüz gezerseniz bol bol fotoğraf çekilebilirsiniz ama kalabalık turist kafilelerini göze almanız lazım. Veya akşamüstü gidip serinleyen havada gezmeye başlayıp akşam yemeğinizi orada yedikten sonra gece çılgın partilerine kalabilirsiniz. Biz çılgın partici tipler olmadığımızdan gitmedik ama açık havada sakin tatlı bi mekanda canlı müzik eşliğinde çok güzel bi yemek yedik. İsmi DV. RISTE. Fiyatlar gayet makul ve yemekler oldukça lezzetli.

3. The Citadel’e (Hisar) çıkıp denizin kıyısına yerleşmiş Eski Şehri ve Adriyatik denizinin bir aradaki manzarasını izleyebilirsiniz. (Giriş 2,5 Euro)

4. Eski Şehrin içinde yerel biralar ve şaraplar servis eden orjinal menüsü ile Casper Cafe’yi çok sevdik. Bi soluklanmak için burası tercih edilebilir. Ev yapımı humus ve kurabiyelere ve de sunumlarına bayıldık.

5. Sveti Stefan adasını ziyaret edebilirsiniz. Daha detaylı bilgi şu yazıda var; Sveti Stefan’a giriş var mı?

6. Fırına “Pekara” diyorlar ve hemen hemen her yerde bir Pekara var. Bir öğünü bu Pekaralardan birinde yapabilirsiniz. Sıcak börek (burek) ve kruvasan rocks!  Üstelik hakikaten güzel kahve de yapıyorlar. Bir de tıka basa harika şeyler yeyip 3 Euro ödeyince keyfinize diyecek yok! 

7. Gün doğumu veya batımını seyredebilirsiniz. O iki an da çok büyülü gelir bize. Keskin dağlarla kaplı bu şehirde, kendimize deniz kenarında tırmacak bir kaya bulduk ve oturup güneşin doğuşunu ve denizin çılgın dalgalarını seyrettik. Böylece güne çok güzel bir enerjiyle başladık. Doğada vakit geçirmeyi seviyorsanız neden olmasın dimi?

9. Ünlü Sveti Stefan adasına giriş var mı?

Budva merkeze 8-9 km kadar uzaklıkta. Dolmuş ile gidebilirsiniz. Biz haritada görebileceğiniz Rafailovici’den gittik 10 dakika kadar sürdü. Adada yerleşim çok eskilere dayanıyor. Zamanında balıkçıların yerleşim yeriymiş. Bir dönem korsanlar işgal etmiş. Ve hatta Osmanlı’nın da almak istediği bir ada olmuş. Şehri koruyan hisarlar bu kısımda olmadığı için ada güvenlik amaçlı da kullanıyormuş. Karaya bağlanan incecik yolu, tek tip taş binaları, aralarında yükselen zeytin ağaçları ve etrafını saran suyun turkuazı ile harika bir ada.

Ancak ne yazık ki ada şuanda büyük bir otel. Aman Resort isminde bir firmaya 30 yıllığına kiralanmış ve sadece otel olarak hizmet veriyorlar. Dünyaca ünlü insanlar kalıyormuş. Gecelik fiyatları için 2.000 Euro demiş biri internette. Adayı gezmek ise izne ve ücrete tabi. “Parasını verir girer, gezerim” deseniz de istediğiniz her zaman giremiyıorsunuz. Zira canları istemezse o gün ziyarete kapatabiliyorlar. Bizim gittiğimiz gün aynen böyle oldu. Sadece adadaki restaurantta rezervasyonunuz varsa içeriye kabul ediyorlar. Sanırım giriş ücreti normalde 15-20 Euro arası bişey. Adanın içine girip gezmedim ama girmeye değer mi emin değilim! Uzaktan ve yukarıdan manzarası bi harika. Biz karşı tepeye tırmanıp, zeytin ağaçlarının gölgesinde uzanıp, bol oksijenli piknik yaptık. 

Öneriler:

  • Sveti Stefan’ı görmek istiyorsanız 1-2 saat ayırmanız yeterli.
  • Ulaşımı kolay, merkezden kalkan dolmuşların çoğu buradan geçiyor. (1,5 Euro) Sarı taksi ile de 5-6 Euroya gelebilirsiniz.
  • Serinde gitmek iyi olabilir. Biz biraz öğlen sıcağına kaldık. Aman siz dikkat edin, siz sabah veya akşam serininde gezin. 
  • Merdivenlerden biraz yukarılara doğru çıkın. Çıktıkça manzara daha da güzelleşiyor. Sveti Stefan manzaralı bi fotoğrafınız olmasın mı yani. 
  • Yemek yenecek bir mekan öneremiyorum maalesef. Bir kaç tane yer gördük ama biz bugün yemeğimizi hazırlayıp piknik yaptık.
  • Karadağ genel olarak ucuz bir memleket ama Budva turistik bir şehir olduğu için birazcık daha pahalı. Sveti Stefan ise Budva’ya göre bir tık daha sosyetik ve pahalı bir yer.

10. Karadağ’da Nerede Yemek Yedik?

  • Pekara’lar – Hemen hemen her yerde var. Bildiğiniz fırın. Harika kruvasanlar ve sıcacık börekler (burek) bulabilirsiniz. Kaç Pekara’ya girdiysek hepsinde harika kahve de bulduk.
  • Casper Cafe – Budva Eski Şehir – Öğlen sıcaktan bunalınca serinlemelik ve kendilerine özgü menüleriyle atıştırmalıkları bi harika! Humus ve kurabiyesi çok güzeldi.
  • RISTE – Budva Eski Şehir – Akşam yemeği ve tatlı için tavsiye edebilirim. Eski şehrin içinde fiyatları fena değil. Yemekler oldukça lezzetli. Canlı müzik var.
  • Or’a Cafe – Zabljak – 2 gün boyunca tüm öğünleri burada yedik. Fiyatlar çok uygun. Kahvesi, kahvaltısı, ana menüsü… hepsini denedik ve tam puan verdik. Özellikle Durmitor usulü kuzu ve biftek şiddetle tavsiye ederiz.
  • Kotor Old Town’da Turist Menüsü – Açlıktan ölmek üzereyken Eski Şehrin içinde rastegel oturduğumuz bi mekan. Pizza, makarna ve risottodan başka bişi yok. Fiyatlar merkeze göre normal ama lezzet çok iyi değil.
  • Otelde kahvaltı ve akşam yemeği – Kaldığımız dairenin mutfağı olduğu için marketten alışveriş yaparak kendimize harika bir akşam yemeği hazırladık. Terasta dolunay ve deniz manzarasına karşı tatlı tatlı yedik içtik, dinlendik. 
  • Konoba Badanj Restaurantı – Skadar Gölü kenarında bayıla bayıla yemek yediğimiz mekan. Elmalı tartı değişik bir usulde yapıyorlar. Görüntüsü Karadeniz’in laz böreğine benziyor. Izgara sebze, sebze çorbası, balık çorbası ve salatası çok lezzetliydi. Fiyatlar çok uygun.
  • Podgorica havalimanında pek bir seçenek yok, aç gitmeyin!

11. Araba Kiralama

İlk fikrimiz 6 günlük tatilimizin büyük bir kısmı için araç kiralayıp rahat rahat istediğimiz şehirleri gezmekti. Ancak Budva’dan bir çok yere otobüs olduğunu ve kısa sürede gidebileceğimizi öğrenince vazgeçtik. Bir de vazgeçmemize vesile olan başka şeyler de oldu.

Budva merkezden bi firmadan 1 günlük araba kiralayıp Kotor’a gidelim dedik. Meşhur Kotor fiyordunu araçla gezmek iyi bir fikir gibi gelmişti. Ancak bir gün önceden ayırtıp kaporasını bıraktığımız araçla ilgili sabah bin tane problem çıktı. Önce buluşmak üzere anlaştığımız saatte kimseyi bulamadık. Smart model bir araç kiralamıştık. Aracın üstü açık. Bavulları yerleştirdik, yola çıkmak üzereyiz. Ahmet dedi ki “Şu roofu bi kapatabilir miyiz buradayken?” Kapanmadı. Arızalıymış. Başka bir adam geldi, arabanın tepesinde ne var ne yoksa söküp yeniden taktılar. Biz tabi stres olduk biraz. Vakit geçiyor, araba bozuk. Dedik bize başka araç verin. Bu sefer fiyatı epey arttırdılar. Olmaz dedik. Neyse orta bi rakamda anlaştık. Tam ödemeyi yaparken bu sefer 100 Euro depozito parası çıktı. Kredi kartı kabul etmiyorlar. Hayde yakınlardaki bankamatiğe gittik. Bankamatik bozuk çıktı. 1 saat boyunca saçma sapan bir sürü aksilik oldu. Ve bu işin bize hayır getirmeyeceğine inanıp ve daha fazla vakit kaybetmemek için araçtan vazgeçip Kotor’a otobüsle gitmeye karar verdik.

Budva ve çevresindeki tüm gezileri arabasız yaptık. Son 2 gün içinse Durmitor Milli Parkı ve civarı için bi rota belirlediğimiz için araç kiraladık. Ama bu sefer Podgorica havalimanından. Genelde havalimanları şehir merkezlerine göre çok daha yüksek fiyat verirler ama burada öyle olmadı. Avis’ten 2 gün için 73 Euro ödeyerek, merkezde baktığımız araçlara göre çok daha yeni ve temiz bir araç kiraladık ve aldığımız hizmetten çok memnun kaldık. Yaklaşık 15 Euroluk benzin ile Podgorica’dan Durmitor Milli Parkı’na gidip gelebilirsiniz.

Havalimanından Araç Kiralamak daha mı iyidir?

Elbette bunun tek cevabı olamaz. Bazen küçük bir firmadan araç kiralamak daha ekonomik olabilir ancak küçük firmalardan profesyonel hizmet almak da zaman zaman zorlaşabiliyor. Budva çok turistik bir yer olmasına rağmen Rent a Car firmalarında bile İngilizce bilen sayısı epey az. En azından bizim bu sefer ki tecrübemiz onu gösterdi. Buna karşılık havalimanında Avis firmasının ingilizce bilen görevlisi evrak işlerini düzgün düzgün halletti, araçtaki en ufak çizikleri dahi işaretledi. Karayolları haritası verdi ve araçla ilgili bütün bilgileri tane tane anlattı. Ödemeyi kredi kartı ile yapma imkanımız oldu. Ufak firmalar nakit tercih edebiliyor.

Uluslararası ehliyetim yok, Karadağ’da araç kullanabilir miyim?

Cevap; Evet. Uluslararası ehliyete gerek yok, Türk ehliyeti geçerli.

Karadağ’da yollar nasıl?

Yollar çok rahat. Zemin Durmitor Milli Parkı’na ve civar köylerine kadar bile asfalt ve sorunsuz. Yerde ve yolda uyarı işaretleri ve tabelaları oldukça düzgün ve yeterli. Daha önce yurtdışında bir kez kısa süreli araç kullanmıştım, o yüzden ilk yarım saat biraz stres yaptım açıkcası ama kısa sürede alıştım. Zaten Türkiye’deki gibi sıkıştıran, sağdan soldan fırlayan araç hiç yok. En yakın araç 20 metre ötende duruyor.

Avrupa şehirlerinde kural konusunda daha katılar malum. Arabayı ben kullandım ve yol üzerindeki tüm hız limitlerine uydum valla. Bu şekilde Podgorica’dan Durmitor’a 3 saate yakın sürdü. Yolun epey virajlı kısımları da var ama zorlayıcı değil. “Hız limitleri beni bağlamaz!” derseniz çok daha kısa sürede varabilirsiniz. Ancak radar ve polis kontorlü olduğunu da söyleyelim. Zaten öyle güzel bir yol ki; yemyeşil, harika manzaralar ve mis gibi kokular… Bu yolu varmak için değil, yolda olmak için yapmak lazım. Tadını ala ala…

Navigasyon olmadan yolu nasıl bulacağız? Ya kaybolursak?

Doğrusu başta böyle bir endişemiz oldu. Napalım alışmışız Türkiye’de her yere Yandex’le gitmeye. Gir adresi, hoop götürsün seni. İnternet olmayınca elimiz kolumuz bi bağlandı, kötü hissettik.

Çocukluğumda babam bizi arabayla amma gezdirirdi be. Şaşırırdım İstanbul’dan çıkıp kaybolmadan Samsun’a, Kayseri’ye veya bir küçük köye nasıl gittiğimize. Gülerek şöyle derdi; “Ben bilmiyorum ki kızım yolları, arabam biliyor!” Ama arabanın torpido gözünde bir haritası olurdu; Katlı, açınca çarşaf gibi kocaman olan bir Türkiye Karayolları haritası. Bazen bi kavşağı geçince sağa çeker, haritasını açar, doğru mu gidiyoruz diye kontrol ederdi.

Eski usül en iyisidir diyerek biz de açtık haritayı. Açıkcası pek ihtiyacımız da olmadı aslında. Turist Info’dan aldığım çok daha küçük boyutta, ülke haritası ve yollardaki tabelalar sayesinde rahatlıkla istediğimiz her yere gidebildik.

12. Şehirden şehire detaylı ve türlü ulaşım kombinasyonları

Podgorica’dan Budva’ya –> Otobüs. Podgorica Otobüs Terminalinden. Gün içinde oldukça sık sayıda sefer var. Yollar düzgün. 1,5 saat sürüyor. Fiyatı 3 Euro. Budva girişinde yol yapımı var. Gündüz trafik olduğundan bu süre uzayabiliyor.

Budva’dan Kotor’a  –> Otobüs. 6 Euro. Yaklaşık 25 km’lik bir yol. Budva Eski Şehire giden dolmuşların durduğu son durağa gitmeyin, Kotor’a giden otobüsler buradan kalkmıyor. Ana terminalden kalkıyor. 10 dakika yürüme mesafesi var. İngilizce tabela yok, İngilizce konuşan da az. “Autobuska Stanica” tabelalarını takip edin. Kotor’a gidecek otobüs tam 45 dakika gecikti. Zaten genel olarak toplu taşıma Avrupa şehirlerindeki gibi değil. Genel bi gecikme hali mevcut.

Budva’dan Virpazar / Skadar Gölü’ne –> Kotor otobüsleriyle aynı yerden; autobuska Stanica’dan kalkıyor. Çok sık yok, saatini öğrenip plan yapmakta fayda var.

Eğer bizim gibi Rafailovici veya sahil yolu üzerinde bi otelde kalıyorsanız bu otobüse ana duraktan değil yol üstünde size yakın olan başka bir duraktan da binebilirsiniz. Aynı sahil yolu üzerinden gidiyor çünkü.

Aslında bu otobüs Virpazar’a kadar gitmiyor, Budva’dan kalkıp Bar şehrine giden otobüs. İster son durak olan Bar’a kadar gidin, isterseniz bir kaç önceki durak Sutomore’de inin.

Sutomore’den Virpazar –> Dolmuş şeklinde küçük otobüsler gidiyor ancak yarım saatten fazla beklemek zorunda kaldık. Bence Bar’a kadar gidip, oradan geçmek daha mantıklıydı.

Bar’dan Virpazar’a –> Tren hattı var. Lokal tren diyorlar. Ülkeyi güneyden kuzeye kadar gezen tek tren hattı. Bar’dan binip bir kaç durak sonra Virpazar’da inebilirsiniz. 1 Euro.

Not: A2 ehliyetiniz varsa Budva’dan Virpazar’a günü birlik motorsiklet de kiralayabilirsiniz. Bizim biraz geç aklımıza geldi ama iyi bi tercih olabilir.

Virpazar’dan Budva’ya dönüş –> Dönüş için otobüs beklemekle uğraşmayıp yukarıda bahsettiğimiz tren hattıyla dönmek istedik. Virpazar’ın merkezinden 10 dakikalık bir yürüme ile istasyona ulaşabilirsiniz. Bence ne zaman geleceği belli olmayan otobüsü beklemektense saati belli olan trene yürümek daha iyidir. Tren ile Sutomore veya Bar’a gelip buradan Budva otobüslerine binebilirsiniz. Ayrıca iyi ki dönerken treni tercih etmişiz çünkü tren hattının Podgorica’ya kadar uzandığını öğrendik.

Bar’dan Podgorica’ya –> Tren var. Yukarıda anlattığım hat. Sabah 09.00’daki sefer hızlı tren. Bunu kaçırdık. Fiyatı 2,40 Euro. Bir sonraki ise lokal tren ve 09:13’te, fiyatı ise 2 Euro. 1,5 saatte Podgorica’ya vardık. Yalnız dikkat bu iki seferden sonra ilk sefer biraz geç bir saatte: 11:40’ta. Tren hattı havalimanında durmuyor. Ya oraya yakın bir durakta ineceksiniz (adını hatırlamıyorum) yada merkezde inip bizim gibi sarı taksi ile havalimanına 6 Euro ödeyerek varacaksınız.

Podgorica’dan – Zabjak, Durmitor Milli Parkı veya Ostrog Manastırı’na –> Bu taraflara pek toplu taşıma yok. Varsa da günde 1 tane sefer vardır, o da bin tane durakta durur dediler.

13. Adriyatik’in incisi, liman şehri Kotor

Kotor, Adriyatik’te en iyi korunmuş eski ortaçağ şehirlerindenmiş. Doğal liman şehri diye de geçiyor. Etrafı çok yüksek dağlarla çevrili. Başımızı her kaldırdığımızda tepesi beyaz bulutlarla kaplı dağlar bizi çok büyüledi. Şehir 1979 yılından itibaren Unesco Dünya Mirası Listesi’nde imiş.

Kotor’u neden çok sevdik?

  • Doğası, dağlarla kaplı coğrafyası, ılıman iklimi, doğal liman görüntüsü
  • Sakin ve sessizliği. Turistik bir şehir olmasına rağmen büyük bir sessizlik hakim (Sadece eski şehrin içinde turistler var, o bile Budva’ya göre çok daha sakindi)
  • Deniz kenarında uzun bir yürüyüş ve bisiklet yolu var. Denizin liman gibi karaya olan girintisi buraya bir göl manzarası hissi veriyor. Gezerken karşı kıyıdaki evleri rahatlıkla görebiliyorsunuz. 20 metrede bir küçük iskeleler var. Havlunuzu atıp buralardan denize girebilirsiniz. Öyle tesis falan pek yok. Oldukça mütevazi ve tatlı. Kuş cıvıltıları ve ara sıra sokakta top oynayan üç beş çocuğun sesinden başka ses yok. Old Town’dan kiraladığımız bisikletlerle (Kişi başı 7 Euro/günlük) bu şeridi uzun uzun gittik. Çok keyif aldık.
  • Ve tabi ki Kotor manzarası için 350 metrelik hisar merdivenlerini çıkmak favorilerimiz arasında.
  • Old Town’u Budva’nın Old Town’undan daha çok beğendik. Gezdik, yemek yedik, fotoğraflar çekildik. Dar sokaklı tatlı yolları sevenler için güzel bi yer.

 Kotor manzarası için 350 metreye tırmanır mıydınız?

Akşam serinini bekledik. Gün batmaya yakın çıktık. Sıcak geçtiği için hem çok zorlamaz hem de o saatlerde daha güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Şehrin yavaş yavaş ışıklanmaya başladığını görmek de çok güzel. İnerken dolunay da göründü dağın arkasından. Manzarayı anlatamam. O an dedik ah be keşke çadırımız olsaydı da en tepeye kurup gece burada uyuyabilseydik. 

Hisara nereden çıkılır?

Old Town’un içinde başlayan ve merdivenlerle kıvrıla kıvrıla çıkılan 1,5 km’lik bir merdivenli yol burası. En yüksek noktası 350 metre. Kesinlikle değer. Yavaş tempo ile 1-1,5 saatte tırmanabilirsiniz. Hava kararmak üzere olduğu için ve artık takatim kalmadığından ben en tepeye kadar çıkamadım ama yine de harikaydı. Ahmet en son noktasına kadar çıkıp indi, çok mutluydu. 

İndiğimizde Budva’ya dönen son otobüsün kalkmasına 20 dakikamız vardı ve otogara koşarak gittik. Saatlerce bisiklet sürmüştük, üstüne de o kadar merdiven çıkıp inince bacaklarım titreye titreye gittim otogara. 

Faydalı Bilgi:

  • Ahmet terlikleriyle çıkıp indi ve rahat görünüyordu ama ben yine de özellikle parmak arası terlikle çıkmanızı önermem. İnişte zor olacaktır.
  • Yukarıda su alabileceğiniz bir yer yok. Mutlaka yanınıza su alın derim.
  • Fotoğraf makinasını unutmazsınız zaten. 
  • Bizim gibi akşamüstü çıkıp, hava kararınca inecekseniz yanınızda minik bir fener olsa iyi olur. Yada telefonun feneri varsa o da iş görür.
  • Normalde hisara çıkmak için kişi başı 3 Euro ödemeniz lazım ama bizim gibi akşam 19:00’dan sonra çıkarsanız ücret ödemezsiniz. Biz girerken görevli toplanıyordu ve girişi kapatmıyorlar. Aynı şey sanıyorum sabah çok erken saatlerde de mümkün olabilir.
  • Kotor’dan Budva’ya son otobüs 22:00’de. Ancak otogara gittiğimizde bilet satış gişesi ve hatta tuvaletler kapalıydı. Acaba otobüs var mı yok mu diye merakla bekledik, yine İngilizce bilen yok tabi. Otobüs 22:15’te geldi.
  • Old Town gezisi, hisara çıkma, bisikletle turlama, denize girme için 1 gün yeter de artar bile. Çok sakinlik bana göre değil derseniz daha kısa süre de bile bitirebilirsiniz Kotor’u.

14. Skadar Gölü

Gölün bir kısmı Karadağ’da bir kısmı ise Arnavutluk sınırında. (Booking’ten otel bakarken sınıra dikkat edin) 391 km2 ile Balkan yarımadasının en büyük gölü ünvanına sahipmiş.

Üstü nilüfer çiçekleriyle kaplı, etrafı dağlarla ve milli parkla çevrili yemyeşil huzur dolu bir göl. Biz bayıldık.

Göl oldukça büyük. En kolay ulaşabileceğiniz noktası ise Virpazar köyü. Turistik ama çok çok sakin küçük bir kasaba. Ortasında eski bir köprü var. Skadar Gölü sizi böyle karşılıyor.

Bizim gittiğimiz gün hem güneş açtı, hem de ara ara yağmur yağdı. Burası da Karadağ’ın bir çok bölgesi gibi yoğun şekilde ıhlamur kokuyor. Görüntü, kokular, hava öyle güzeldi ki, doyamadık.

Skadar Gölü’nde ne yapılır?

  • Bisiklet kiralayıp gölü çevreleyen yollarda gezebilirsiniz. 2 saatlik kişi başı ücreti 5 Euro. Yemyeşil bir doğa da göl manzarasında uzun uzun pedallayabilirsiniz. Not: Biz parkurlardan en dik olanı seçmişiz. 4 km’lik parkurun 3 km.’si paso tırmanmacalı.
  • Bot turu yapabilirsiniz. 1 veya 2 saat seçenekleri var. Fiyatları da 25 ile 45 arasında değişiyor. Grup halinde kiralarsanız daha uygun fiyata geliyor. Gölün üzerindeki ince kanallardan geze geze geçip, açıklarda gezebilirsiniz.
  • Ben gölü kendim gezmek istiyorum, bot turu istemem derseniz de kano yapabilirsiniz. 
  • Konoba Badanj Restaurant’ta yemek yiyebilirsiniz. Hem çok lezzetli yöresel yemekler var, hem de fiyatları çok çok uygun. Detaylı bilgi için; Karadağ’da Nerede Yemek Yedik? yazımı okuyabilirsiniz.
  • Virpazar gezisi için bence yarım gün yeterli, ki biz uzun uzun oturmalı, yemek yemeli, bisiklet sürmeli takıldık ona rağmen yarım gün yetti.

15. Karadağ’ın yeşili Karadeniz’i Döver mi? 🙂

Valla döver mi dövmez mi bilmem ama Karadağ’ın özellikle kuzey kısımları, Durmitor Milli Parkı ve çevresi bize kendimizi Karadeniz’de gibi hissettirdi. Kokusu, yaylaları, gür yeşil ağaçları, dereleri, yaz sıcağındaki serinliği, sakinliği, insanların doğallığı ve çalışkanlığı… Ahmet Rizeli üstelik. Durmitor’a adım attığımız andan itibaren ‘Memleketime geldim’ deyip durdu.  Öyle ki, İstanbul’dan taşınma planlarımızı bile etkiledi. Kaç zamandır yer düşünüyorduk ve sonunda Trakya’nın köylerinden bir iki tanesini beğenmiştik. Bu Karadeniz kafası bizi bir caydırdı açıkcası. Önce bi Karadeniz turu yapalım da sonra karar verelim dedik nereye yerleşmek istediğimize. Buradan dönüş için 2 şehir seçtik. Önce Sinop, ardından Rize yapalım dedik. 

Kuzeye gelince aslında Karadağ seyahatimizi 2 kısma bölmüş gibi olduk. İlk kısmı şehirler, old townlar, plajlar, küçük kasabalar, kaleler gibi daha şehir turizmi gibiydi. İkinci kısmında ise Podgorica’dan araba kiralayıp kendimizi kuzeye doğru attık

Oksijene ve yeşile doymak için seçtiğimiz rota şöyle idi;  Podgorica – Zabljak – Tara Kanyonu – St. Archangel Michael Manastırı – Zabljak – Black Lake – Ostrog Manastırı – Podgorica

16. Dünyanın 2. Büyük Kanyonu!

Zabljak merkezdeki Or’a Cafe’de karnımızı doyurduktan sonra yaklaşık 23 km. mesafedeki Tara Kanyonuna devam ettik.

Burası dünyadaki en büyük ikinci kanyonmuş. Dik ve keskin dağların arasında derinlerde gürül gürül akan bir nehir Tara. Turkuaz yeşili rengine aşık olmamak mümkün değil. Gerçek mi diye uzun uzun bakası geliyor insanın. Çok sakin bir hali var Tara nehrinin ama bir o kadar da kararlı ve hızlıca akıyor. Önünde ne taşlar ne büyük kayalar duramıyor. Öyle bir zerafet ki!

Önce yüksekten görüyoruz Tara’yı. Daha doğrusu önce bu heybetli köprü çıkıyor karşımıza. Yaya veya araçla geçebilirsiniz üstünden. Tam ortasında durup aşağı bakmak bir harika.

Meraklısına Zipline!

Meraklısına zipline var. 1.500 metre yükseklikten iki dağ arasında gerilmiş bir tel hattın üzerinden kayarak hızla karşıya geçebilirsiniz. Adrenalin tutkunları için birebir. Fiyatı 10 Euro. Zipline yapabileceğiniz bir iki firma var. Siz köprüde yürürken sağınızdan veya solunuzdan bir anda bağırarak ve uçarak birileri hızla geçip gidebilir. Heh işte onlar zipline’cılar. 

Nerede konakladık?

Bizim gibi ülkenin kuzeyindeki Durmitor taraflarına geldiyseniz burada konaklama için bir dolu alternatif olduğunu göreceksiniz. Mesela;

  • Zabljak’ta genelde ahşaptan dağ evi şeklinde tatlı oteller var. Ama isterseniz bir kaç tane de klasik şehir oteli tarzında yerler de var.
  • Zabljak merkezde oda, daire veya ev kiralayabilirsiniz.
  • Biraz daha doğanın içinde olsun, yeşili daha çok hissedelim derseniz merkezin bir kaç km. etrafına, yaylalara yayılmış otel veya evleri tercih edebilirsiniz.
  • Tara nehrine yakın olalım derseniz kamp alanları mevcut.

Hepsinin fiyatı uygun. Ortalama bir konaklama için 20-30 Euro arası (2 kişilik) yer bulabilirsiniz. İsterseniz 10 Euro’ya bile oda kiralamanız mümkün.

Biz Tara’ya gelirken kalacak yerimizi özellikle ayarlamamıştık. İlk gün etrafı gezmek için vaktimiz olacağından gidince bakınır, öyle yer seçeriz demiştik. Tara Köprüsünü gördükten sonra Zipline firmalarının hemen yanından aşağıya, nehre doğru inen minik yolu yürümeye başladık. Ormanın içinden kuş cıvıltıları eşliğinde 15 dakika boyunca nehre doğru indik. Yolun sonu geniş bir alana açıldı. (Köprünün üstünden de görebilirsiniz.) Tek katlı bir kaç tane ev gördük ama otel mi, ev mi pek anlaşılmıyor. Yanaştık, biri karşıladı bizi. Öğrendik ki kamp alanı. İstersen oda kiralayabilirsin, istersen çadırını kurabilirsin.

Tam nehrin dibinde. Suyun sesi gürül gürül. Havanın tazeliğini tarif edebilmem mümkün değil. O dik dağların tam dibindeyiz şimdi. Kafanı kaldırdığında yemyeşil dağlarla sarılı etrafın. Birbirimize baktık ve o an kararı verdik, bu gece burada kalıyoruz. (2 kişi – 22 Euro) Duş ve tuvaletleri ortak ama bir çok otelden çok çok daha temizdi.

Oda ise ahşaptan yapılmış tek katlı bir yapı. Bizim son zamanlardaki ilgi alanımız ahşap yapılar olduğu için keyfimize diyecek yok. Odanın içinde ise ahşap yataktan başka hiç birşey yok. Basit, az, öz.

Burada kalmak isterseniz, mekanı yukarıda anlattığım şekilde bulabilirsiniz. Zira adını bilmiyoruz. Zaten kayıt, check in vs. gibi bir işlem de yapmıyolar. Genç bir çift işletiyor. Yaşlı bir babaları var, onlara yardım ediyor. Bir de mutfaktan sorumlu bir kadın var. 2 tane minik köpekleri ile takılıyolar.  Bizden başka 2 kadın daha vardı konaklayan. Geceye doğru motorsikletleriyle tur yapan bi grup gelip, çadır kurdular ama gece boyu kimseleri görmedik, seslerini bile duymadık. Sanki koca vadide bir tek biz var gibiydik.

Bir de üstüne o gece dolunay vardı. Odanın camından karşıdaki ağacın dalları görünüyor. Dalların arasından ise dolunay yavaş yavaş yükseliyor. Fonda cırcır böcekleri ve Tara nehrinin sesi… Kamp ve doğa severlere sesleniyorum, duyuyor musunuz? 

Sabah 05:00’te Tara kıyısında…

E böyle bir yerde uyuyunca sabah güneş doğmadan açtık gözleri. Uykuya doymuşuz. Mis gibi bir hava. Taze, hafif bir serinlik… Kuşlar çoktan cıvıldamaya başlamış. İniverdik hemen nehrin kıyısına. 2 saate yakın takıldık burada. Güne başlamak için daha güzel bi yer olur mu! Şükür edip durduk valla.

17. Gizli cennet St. Archangel Michael Manastırı, Peder ve Keçisi

Tara Kanyonunu gezerken gördüğümüz bi manastır tabelası ilgilimizi çekmişti. St. Archangel Michael. Bizim beyin Michael ile arası çok iyidir.  İsmi görünce uçtu zaten havalara. Kanyona 3 km uzaklıkta mesafede imiş. Valla ne bi blogta okudum, ne de biri tavsiye etti “gidin görün” diye. Belli ki öyle turistik bi yer değil pek. Olsun. Maksat zaten ille de turistik yerleri gezmek değil ki, yeni şeyler keşfetmek. “Hadi gidelim” dedik. Hava kararmaya yakındı ama mesafe az diye ertesi güne bırakmayalım, hemen gidelim istedik.

Kısa bi süre ana yoldan arabayla gittikten sonra dar bi orman yoluna girdik. 200 metre gittik gitmedik arabayı bırakmaya karar verdik. Yol çok dar ve virajlı. Karşıdan bi araba gelse –halbuki in cin top oynuyor, kim gelecek- mümkün değil geçmez iki araba. E bir de biz dönüş yoluna geçene kadar hava iyice kararacak, araba bende stres yaratıyor böyle daracık yollarda. Bi köşe bulduk, çektik arabayı, indik yürümeye başladık.

2,5 km kadar bir orman yolu. Döne döne iniyor aşağılara doğru. Aralardan ince ince derecikler akıyor. Sesler, kokular… Biz de pür neşe. Ben bi yandan da tırsıyorum ufaktan, karanlık çöküyor diye. Bir elimde taş, diğerinde fener! 

Hava kararmadan vardık çok şükür!  Meğer yolun sonu yine Tara’ya getirmiş bizi. Yukardan bir manzara ki dillere destan. Turkuaz yeşili nehir gürül gürül akıyor. Az yukarısında beyaz taş bir bina; Archangel Michael Manastırı! Durduk öylece, bakakaldık. Nasıl bir sessizlik, taze bir hava. Çok özel bir yer ve andı bizim için. Derken daha da güzelleşti sahne. Siyah kıyafetleri ve uzun sakallarıyla peder çıktı binadan. Hemen arkasında bembeyaz bir keçi ve onun da arkasında siyah küçük bir kuzu. Üçü birlikte yeşil çimenlerde yürüyorlar! Sanki bir film sahnesi. Birbirimize bakıp gülümsedik. Ben elimdeki taşı bıraktım, feneri çantaya koydum. Peder bizi gördü, uzaktan selamlaştık. Yanına yürümeye devam ettik.

Patika yolun başında karşıladı bizi. İngilizce bilmiyor. Gülümsedik karşılıklı. Kelimesiz anlaştık. Aşağıya nehre inin dedi. El kol hareketleri ve bir kaç kelime sayesinde nehirden dönerken kahve içmeye davet ettiğini anladık.

İndik. Tara’nın yeşili şimdi daha da büyülü. Hava iyice alacalaştı. Biraz nehir kenarında vakit geçirdikten sonra Peder’in yanına manastıra çıkmak üzere yürümeye başladık.

İşte o anda yeni bir sürpriz daha doğdu. Etrafımızda bir iki derken göz alabildiğince ateş böceği doldu. İyice kararan havada yanıp sönen onlarca ateşböceği. Bu sefer sahiden kalakaldık. Sanki bi animasyon filmin içinde gibiyiz. Öyle sakin, kendi halinde, sürprizlerle dolu bir akşam oldu bizim için. Sonra pederle kahvemizi içtik, manastırın içini şöyle bir görüp arabamıza geri döndük.


18. Tara’nın serin sularında Rafting

Durmitor’da son günümüz. Ah keşke daha çok vakit ayırsaydık bu taraflara. Son gün Rafting yaptık. İyi ki yapmışız dedik. 15 km’lik kısa parkuru seçtiğimiz için biraz üzüldük açıkcası. Siz yaparsanız uzun parkur olan 45 km’yi seçin. Tadına doyulmuyor çünkü.

Hangi firma ile yapılır?

Rafting yapabileceğiniz bir kaç firma var. Tara kanyonun sağında solunda tabelalarını görürsünüz zaten. İsterseniz bizim gibi Zabljak’ta da bulup anlaşabilirsiniz. Biz www.durmitorraft.com ile yaptık.

Aslında biz onları değil, onlar bizi buldu. Zabljak’ta dolanırken bi adam gelip kartvizitini verip rafting ile ilgili bilgi verdi. Verdiği bilgiler ve tavrıyla bize güven verdi ve ikna etti. Başka bir kaç yerden daha fiyat almak istedik ancak firmaların merkezleri genelde Zabljak’ta değil, Tara köprüsünün etrafında.

Önemli: Firmalar genelde 1 gün önceden rafting yapmak isteyenlerle anlaşıp ekibi tamamlıyorlar. Rafting yapacaksanız erkenden ayarlayın.

Fiyatı nedir? Ekipman gerekir mi?

Kişi başı 40 Euro. Sanırım uzun parkur için +5 Euro daha vermek gerekiyordu. Ama pazarlık yapabilirsiniz. Sizin bi ekipman götürmenize gerek yok. Tara nehrinin suyu çok soğuk olduğu için neopren dalgıç kıyafeti ve ayakkabı giydiriyorlar. Bir gün önceden beden ve ayakkabı numaranızı alıp, size uygun hazırlık yapıyorlar. Tabi bir de kafaya kask ve cen yeleği var. Giderken içinize mayonuzu giyebilirsiniz. Dalgıç kıyafetini de mayonuzun üstüne. Bir de havlu alsanız yeter. Sizi buluşma noktasından jeeplerle alıp, parkurun bittiği yerde aynı araçla karşılıyorlar. Eşyalarınızı araçta bırakabilirsiniz.

Rafting sırasında fotoğraf çekebilir miyiz?

Fotoğraf hizmeti diye bir şey yok ama botta su geçirmez bir çantaları var. 8 kişiye 1-2 litrelik bir çanta. İçine herkes ya telefonu ya fotoğraf makinasını koydu. (Tabi en güzeli, varsa action cam götürüp rahat rahat herşeyi çekmek) Biz yanımızda sadece fotoğraf makinamızı aldık ve bahsettiğim su geçirmez çantaya koyduk.

Rafting sırasında kısa bir mola verdiğimiz şelalede ve suyun sakin aktığı bir iki yerde çıkarıp kullanabildik. Bütün bot ve hepimiz sırılsıklam olmamıza rağmen çantadaki elektronik eşyaların hiç biri zarar görmedi. Ama tabi yine de bence biraz risk var. Karar sizi. 

Daha önce rafting yapmadım, Tara nehri benim için tehlikeli olur mu?

Daha önce rafting yapmamış olabilirsiniz, hiç sorun değil. Zorlu bir parkur değil. Mayıs ayında giderseniz sular yüksek olduğu için parkur biraz daha zorlu imiş ama yaz aylarında neredeyse hiç risk yok. Siz kendiniz atlamak istemediğiniz sürece nehre düşmeniz pek söz konusu değil. Ama tabi ıslanmak farz! 

Suyun derinliğinin fazla olduğu ve sakin aktığı 2 yerde eğitmen “yüzmek isteyenler hemen şimdi suya!” diye komut veriyor. Aman öyle yüzmek dediyse yüzülecek gibi bi su değil. Hem akıntı epey kuvvetli, hem de BUZZZZZZ gibi! Bi çift vardı, onlar atladı. Ardından Ahmet cumburlop gitti. Biraz ık mık dedikten sonra ben de attım kendimi suya. Bence bu soğuk suda bir kaç saniyede bile insanın bağışıklık sistemi nasıl güçlenir!  Sular hızlanmaya başlamadan iple yukarı çekiyorlar sizi. Tara’yla buluşma anınız büyüleyici ama çok kısa sürüyor.

Seyahat yazılarında olmazsa olmaz bir cümle vardır ya hani; “şunu yapmadan dönmeyin” diye biten. Hah işte o cümle için hakkımı Tara’da raftingten yana kullanıyorum. 

Başka hangi aktiviteler var?

Rafting ve zipline haricinde trekking yapabilirsiniz. Dilerseniz bi gruba dahil olun, isterseniz kendiniz keşfedin. Zabljak merkezdeki Turist Info’dan 3 Euro’ya tüm yürüyüş parkurlarını detaylıca gösteren haritadan edinebilirsiniz.

Tara nehrinde kanyoning de epey keyifli oluyormuş. Ancak sularının biraz daha çekilmesi gerekiyor. Bunun için de Ağustos sonunu beklemeniz gerekiyor.

20. Durmitor Milli Park’ından ayrılmadan önce Black Lake!

Raftingten sonra ve Podgorica’ya dönüş yolundan önce Zabljak’a 3 km. mesafedeki Kara Göl’ü de (Black Lake – Crno Jezero) görmek istedik. Giriş ücretli (2-3 Euro civarında bir ücreti var.)

Gölün etrafını yürüyerek turlayabileceğiniz harika bir yol var. Çok sessiz sakin bir yer. İçerisi tertemiz tabi. Türkiye’de olsa, bira şişeleri, plastikler, çöpler ve mangalla neye benzetirdik böyle cennet bi yeri kimbilir diye biraz kıyas yaptık açıkcası! Neyse…

Gölün etrafı çam ağaçlarıyla kaplı. Durmitor Milli Parkı’nın bir kısmı yani. Epey büyük bir ormanın içinde. Mis gibi çam kokuyor. 1 saat kadar dinlenip dönüş yolune geçecektik sözde. Ama Black Lake bizi bırakmadı. Yürüdük, çimenlerde uyuduk, ayağımızı suya soktuk serinledik, fotoğraflar çektik, kuş sesleriyle mest olduk, yani huzuru burada bulduk. 

Bir de gölün hemen girişinde küçük bir adventure park var. Severseniz burada da biraz vakit geçirebilirsiniz. 

20. Yüksek Tepelerde Ostrog Manastırı

Karadağ’ın Sümela Manastırı demiş hep Türkiye’den gidenler. Sebebi ise; epey yüksekte, dağın yamacında ve kayalara gömülü bir yapı olması. Fotoğrafını görür görmez Sümela’ya benzetiyorsunuz zaten. Ostrog bir Sırp-Ortadoks manastırı. Balkanlardaki Ortadokslar için bir haç yeri. Dolayısıyla epey kalabalık. Alt klise ve üst klise olmak üzere iki kısımdan oluşuyor.

Ostrog Manastırı nerede? 8km boyunca 20-30km/h hızla gitmek!

Durmitor’dan Podgorica’ya doğru ana yoldan giderken Niksic civarında ana yoldan ayrılıp yaklaşık 8 km’lik bir yoldan sonra manastıra ulaşabilirsiniz.

Yalnız bu 8 km yol epey zorlayıcı. Manastır 900 metre yüksekte. Ve bu mesafeyi arabayla çıkabilmek için dağın eteklerinde, uçurumlu ve virajlı yollarında epey dolanmanız gerekiyor. Yol oldukça dar. Tek arabalık. Karşıdan araç gelirse birinin geri geri gidip, ara ara yol kenarında ayrılan ceplerden birine geçip diğerine yol vermesi gerekiyor. 1-2 km’den sonra zaten yükselmeye başlıyor. Yolun kenarında doğru düzgün bariyer yok. Yükseklik korkum baş gösterdi yeminle! Karanlığa kaldıysanız zaten ışık mışık hak getire.

Valla özellikle manastırı görmek istiyorum diyorsanız gidin görün. Veya o kadar yüksekten vadiyi izleyeceğim diyorsanız o da olur. Ama ben yolun bu kadar zorlayıcı olduğunu bilseydim tercih etmezdim. Hele ki çok yorucu bir günün üstüne hava kararmaya başlamışken asla!

Geceyi manastırda geçirmek mümkün!

Manastırın için de bir de misafirhanesi var. İsterseniz burada gece konaklayabilirsiniz. Aslında niyetimiz geceyi manastırda geçirip sabah erkenden yola çıkıp dönüş uçağımıza yetişmekti. Fakat yolun çok zorlayıcı olması, manastırın atmosferi ve kalabalığı sebebiyle kalmaktan vazgeçip, hava kararmadan dönüş yoluna geçtik.

Her şeyiyle dolu dolu bir gezi oldu Karadağ bizim için. Yeniden geleceğimizden eminiz. Bakalım ne zamana kısmet olacak.

Sevgiler
Seval
Haziran 2016

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir